Merhaba Bu Çağrımıza Kulak Verip Bu Yazıyı Okumak Üzere Olan Duyarlı Dava İnsanı,
Geçtiğimiz hafta, dünyanın 14 ülkesinden 70 eylemciyle beraber, Fransa'nın en yaşlı nükleer santrali Fessenheim'ı işgal ettik! Fransa için, dünyanın nükleere en çok bel bağlamış ülkesi desek yeridir. Üretimdeki 58 reaktörüyle Avrupa'nın en tehlikeli coğrafyası olduğuysa kesin. Yenilenebilir enerji üretimini destekleyip, nükleer santrallerini tek tek kapatan Almanya'dan komşusuna muzip bir uyarı gibiydi yaptığımız eylem. Geleceğimiz için enerjide kolaya kaçma hakkımız yok. Dünyayı bulduğumuz gibi bırakmamız gerekiyor, bu yüzden Akkuyu'daki nükleer santral inşaatına karşı yaptığımız kampanyayı arkadaşlarınla paylaşır mısın?
18 Mart Salı günü, sabaha karşı tulumlarımızı giyip, koşumlarımızı kuşandık ve yola çıktık. Tam dış çitlerden içeri gireceğimiz sırada bir polis arabası önümüzü kesti ve inmek zorunda kaldık. İki memurun 15-20 gönüllüyü durdurması mümkün değildi tabii, sıktıkları biber gazı da fena anılar çağrıştırmadı. Şafak söküyordu.
Ren Nehri'nin kenarında, 38 yaşındaki ikiz reaktörlerin uğultusunu artık duyuyorduk. Bir atom tesisinin, madde yorgunluğu sebebiyle, 40 yaşını aştıktan sonra kapatılması gerekir. Çünkü bu reaktörlerin içinde yüzlerce ton su 300 dereceye kadar ısıtılır, ama bir litre suyu bir derece ısıtacak radyasyon, insan hayatını o an almaya yeter. Üstelik, deprem kuşağındaki Fessenheim Nükleer Santrali'nin 100 km çevresinde 7 milyondan fazla insan yaşıyor. Çevre halkı, o akşam bizi desteklemek için eylemler düzenledi!
"Avrupa'yı riske atmayı bırak!" (Stop risking Europe) yazan 14'e 14 metrelik pankartımız açıldığında güneş daha doğmamıştı ama hava iyice aydınlanmıştı. Eylemin en eğlenceli anısı -sonradan dinledim- bir arkadaşın reaktörün çatısındaki dahili telefondan santrale pizza siparişi vermesiydi. Polislerin sayısı da iyice artmıştı artık. Bir helikopter bütün sabah boyunca reaktörün çatısına komando taşıdı, ipin ucunda geçiyorlardı önümüzden. Saatler sonra çoğumuz yakalanıp, çevredeki polis merkezlerine dağıtılmıştık.
Gözaltında bana misafir gibi davrandılar. Karakollarda ikişer hücre vardı, dolayısıyla gözaltına alınan 57 eylemciden biri tek başına kalmak zorundaydı. O da bendim. Kodes havasızdı ve verdikleri battaniye oldukça pisti, ama şansıma karakoldaki memurlar bizim kafadalardı. Yanıbaşlarındaki tehlikenin farkındaydılar ve resmen suçlu olmamıza rağmen mücadelemizi haklı buluyorlardı. O kadar ki, bir ara şakayla karışık "şampiyon" diye seslendiler bana. Bütün gazetelerde, televizyonda birinci haberdik. İki gün sonra Avrupa Birliği Zirvesi'nde yapılacak enerji planları için başkanların dikkatini çekmeyi başarmıştık.
Şimdi sıra Sinop ve Akkuyu için planlanan santrallerde. Sinop'taki arazi orman statüsünden çıkarıldı, Mersin'deki inşaat ise başladı bile. Gerçek anlamıyla sorumluluk alan yok; projedeki acil eylem planı, santralin sadece 50 km çevresini kapsıyor. Atıkların Rusya'ya taşınması sırasında Ege'deki adalardan, Boğazlar'dan geçişi ise apayrı bir tehlike. Reaktörü soğuturken Akdeniz'in sularını ısıtacak bu projenin o koylardaki doğal hayatı tehlikeye atmasına nasıl bir vicdan sessiz kalabilir?
Eğer bugün bu kampanyayı yaygınlaştırmazsak, yıllar sonra çocuklarımızın hayatını tehlikeye atmanın sorumluluğunu yüklenmiş oluruz. Henüz zaman varken bu kampanyayı paylaşmak, yarın o reaktörün tepesine çıkıp pankart asmaktan iyidir.
Barışın egemen olduğu bir dünya dileğiyle.
Yakup Çetinkaya
Web Yazılımcısı ve Eylemci
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder